13 Şubat 2013 Çarşamba

MİYELOM TEDAVİSİNDE UMUT VERİCİ GELİŞMELER



Plazma hücrelerinin kemik iliğinde kontrol dışı artışından kaynaklanan kötü karakterli bir hastalık olan Multipl Miyelom'un tedavisinde son yıllarda büyük gelişmeler elde edildi.

Memorial Şişli Hastanesi Hematoloji Bölüm Başkanı ve Uluslararası Miyelom Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Orhan Sezer yaptığı yazılı açıklamada, dünyada en sık gözlenen kötü huylu kan hastalıkları arasında ikinci sırada yer alan Multipl Miyelom ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
Sezer, beyaz kan hücrelerinin bir alt grubunu oluşturan plazma hücrelerinin "antikor" denilen vücudu mikroplara karşı koruyan proteinleri ürettiğini anlatarak, "Multipl Miyelom, görüldüğü sıklık açısından habis kan hastalıkları arasında, "lenfoma" denilen lenf bezi hastalıklarından sonra ikinci sırada.
Bu hastalık, kemiklere hasar verip, ağrılara, kırıklara hatta felce yol açabiliyor. Hastalık, bunun ötesinde, böbrek yetmezliğine ve bağışıklık sistemindeki bozukluklara sebep olabiliyor, bu durum da vücudu mikroplara karşı savunmasız hale getirmektedir" ifadelerini kullandı.
Orhan Sezer, kanda yüksek sedimantasyon değeri, kansızlık, kemik ağrıları, enfeksiyon gibi belirtilerle kendini gösteren Multipl Miyelom'un tanısını koymak için, kan ve idrarda bazı özel biyokimyasal araştırmalar yapılması gerektiğine işaret ederek, araştırma sonucu Miyelom söz konusu olduğu veya olabileceği yolunda ise kemiklerin durumunu ve kemik iliğindeki hücreleri de incelemek gerektiğini aktardı.
Dünyada en çok kemik iliği nakli yapılan hastalığın Miyelom olduğuna vurgu yapan Sezer, şöyle devam etti: "Şu anda yaygınlığını kaybeden kök hücrelerin kemik iliğinden alınması yöntemi yerine şu anda kök hücreler kemik iliğinden değil, özel bir ilaç tedavisi sonrası hasta için basit ve kolay bir şekilde, ameliyata gerek olmaksızın, kandan toplanmakta.
Birkaç kür kemoterapiden sonra, yaşı ve organ fonksiyonları uygun hastalarda otolog kök hücre transplantasyonu hedeflenirken, kök hücreler toplandıktan sonra, yüksek dozlu tedavi uygulanması ve kök hücrelerin hastaya damardan geri verilmesi tedavisi, bu hastalıkta alınan yanıt oranını, kalitesini ve sürecini önemli şekilde artırıyor. Kök hücre transplantasyonu yapılamayan hastalarda ise yeni ilaçları da içeren tedavi protokolleri uygulanıyor."
Prof. Dr. Sezer, tedavinin hastanın yaşı, fiziki durumu, organ fonksiyonları ve kişisel tercihleri göz önüne alınarak planlandığını belirterek, şunları kaydetti: "(Yeni ilaçlar) adı altında toplanan bazı ilaçlar ve kemik iliği nakli son yıllarda bu hastalıkta eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınmasını ve hastaların yaşam süresinin artmasını sağladı.
Tedaviden sonra, hastalığın kandaki, idrardaki ve kemik iliğindeki tüm belirtilerinin tamamen kaybolduğu duruma 'tam yanıt' ismi verilirken yeni ilaçların da desteğiyle, otolog transplantasyon yapılan hastalarda yanıt oranı yüzde 95'in, tam yanıt oranı ise yüzde 70'in üzerine çıkabilmekte. Son yıllarda elde edilen büyük gelişmeler, bu hastalığın yaşam sürecini olumlu ve önemli bir şekilde etkilerken büyük çaptaki araştırmalar devam ettiğinden, yeni tedavi protokolleri ve yeni ilaçlar da bu hastalıkta daimi bir umut kaynağı olmakta."

0 yorum:

Yorum Gönder